Neden Halka Dönük Sırtımız?

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

 

      Halk sözünü dilinden düşürmeyen nice krallar, sultanlar, şahlar ve devlet adamları gerçekten halk için ne yapmıştır, hiç düşündük mü? Tarihle aranız iyiyse krallık dönemine ya da padişahlık dönemine şöyle bir göz atalım.

Tarihin hangi çağında halk gerçek anlamda değer görmüştür? Neden hep köle gibi insanlık dışı muameleyle karşılaşmıştır? Çünkü iktidar güç demektir, menfaat demektir. Buna sahip olanlar kendilerini ve yakın çevrelerini bolluk içinde yaşatırlar.

 

      Halk onlar için önemli değildir. Her yaptıkları iş halk adınadır. Bu uyduruk söylemler sadece halkı aldatmaya yönelik bir çabadır. Öbür dünya söylemleriyle uyutulan bu dünyanın nimetlerinden sadece varsılların ve yöneticilerin yararlanacağını, yoksulların ve halkın öbür dünyada rahat edeceğini, bu dünyanın bir sınav olduğunu anlatır dururlar.

Bu anlayış, geçmişte nasıl sürmüşse günümüzde de bizim gibi toplumlarda sürüp gitmektedir.

 

      Halk hareketleriyle yıkılan saltanat ve krallıkların yerine yenileri hemen kurulmakta halk yine eski yaşamına dönmektedir. Sadece halkın kanını emen sülükler değişmekte… Sonuç olarak bilinçlenmemiş toplumlarda bu kısır döngü sürüp gitmektedir. Günümüz çağdaş toplumlarında durum biraz farklı. Gelişmiş toplumların halkları, yaşam düzeyini yükseltmiş, insanca yaşama olanaklarını yakalamış, refah içinde mutlu sayılabilecek bir yaşamı sürdürüyor.

 

     Bizim gibi geri kalmış ya da geri bıraktırılmış toplumlarda durum içler acısı. Halkın hâlâ bir bölümü okuma yazma bilmiyor, bilenler de okuyup düşünme gereği duymuyor.

Kandırılmaya ve aldatılmaya elverişli bir halk… Bunlar yetmiyormuş gibi kör inançlarla da

beyinleri yıkanarak bir batağa bir açmaza sokulmakta. Artık okur-yazar olmak da gerçekleri kavramaya yetmiyor. Kerameti kendinden menkul kralların, şahların ve bazı devlet adamlarının ülke yönettiği çağımızda halkın çaresizliği, mutsuzluğu kimin umurunda?

 

      Sokak sormacalarında verilen gülünç yanıtlar ülkeyi yönetenleri telaşlandırıp huzursuz etmeli; ama nerde? Bu bilgisizlik ve gerçeklere yabancı olmak onların hoşuna gidiyor anlaşılan. Cahil ve donanımsız, gerçekleri göremeyen toplumları yönetmek kolay olduğu için pek çok siyasi iktidar böylesi toplumlara bayılıyor.

 

        Cumhuriyetle birlikte gündeme gelen, Atatürk devrimlerinin özünde bulunan halkçılık da

ne acıdır ki ülkeyi yöneten egemenler tarafından yirmi beş otuz yıl sonra sessizce hançerlenmiştir. Seçimden seçime halk anımsanmakta, tatlı sözler edilerek demokrasi adına oyları alınmak istenmektedir. Sözüm ona demokraside temel öge halktır. Egemenliğin kaynağı onda olması gerekir. Öyle de görünür. Fakat halk gerçeklerin farkında değildir.

 

       Yöneticileri seçerken ülke ve kendileri için güzel işler yapsınlar, ulusu esenliğe çıkarsınlar diye düşünürler. Ama seçilmişler, seçilir seçilmez dokunulmazlık zırhına bürünerek her türlü yolsuzluğu ve hırsızlığı, adaletsizliği yapmaktan kaçınmazlar. Kısa zamanda zenginliklerine zenginlik katarlar ve çevrelerini de ihya ederler. Halkın içinden çıkan, bu saf ve tertemiz halkın oylarıyla iktidara gelen yani yönetime sahip olanlar, devlet güçlerini de arkalarına aldıklarında halkı unutuverirler. Fakat halkını unutmayan kişiler ve şairler vardır ki halk da onları uyutmaz.

 

“ onlar ki toprakta karınca /  suda balık /  havada kuş kadar çoktular /  korkak / cesur / cahil  / hakîm  / ve çocuktular  / ve kahreden  / yaratan ki onlardır /  kitabımızda yalnız onların mâceraları vardır…”      (N.Hikmet)

                                                                                                     

 

 



Diğer Yazıları