TUTSAKLIK ZİNCİRİNİNDEN KURTULUŞA

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

TUTSAKLIK ZİNCİRİNİNDEN KURTULUŞA

 

        Yokluklar ve binbir sıkıntı içinde başlayan “Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı” halkımızın kadın erkek, yaşlı genç verdikleri amansız mücadele sonucunda kazanılmıştır. Bu zafer sıradan bir zafer değildir. Binlerce can, acı ve gözyaşı bu savaşın harcına katılmıştır.

 

     Hasta adam Osmanlının topraklarının işgale uğraması, paylaşımı ve bir taraftan yurtseverlerin kurtuluş mücadelesine girişmesi, dönemin en önemli olaylarındandı. Mustafa Kemal’in önderliğinde birleşen Türk halkı ne pahasına olursa olsun özgürlük ve bağımsızlık uğruna kelleyi koltuğa alıp yola çıkmıştı. Ankara’da meclis açılmış, düzenli ordu kurulmuş, işgal güçlerine karşı amansız bir savaş başlamıştı. Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarından beklenen başarı sağlanamamış, ardından “Sakarya Meydan Savaşı” ile büyük başarı kazanılmış; ancak kazanılan bu başarı düşmana kesin darbe vurup  yok etmeye yetmemişti. Bu nedenle  Türk ordusunun bir taarruza girişmesi gerekiyordu. Yıllardan beri savaşan ordu çok yorgun ve askerin eksiklikleri vardı. Bunların giderilmesi için halktan son bir kez özveride bulunması istendi. Bütün mali kaynaklar son noktaya kadar zorlandı.

 

       Bu dönemde halkın yardım edecek gücü de yoktu. Ama yine de elinde avcunda ne varsa hepsini orduya vermekten çekinmedi Türk halkı. Ordu hemen hazırlıklara girişti; subaylar ve askerler taarruz için eğitilmeye başlandı. Ülkenin tüm kaynakları ordunun emrine verildi. Savaşın sona erdiği Doğu ve Güney cephesindeki birlikler de Batı cephesine kaydırıldı. Ordu tek merkezde toplandı.

 

          İstanbul'da da Türk kurtuluş mücadelesine destek veren dernekler İtilaf Devletleri'nin silah depolarından kaçırdıkları silahları İnebolu’u üzerinden Ankara'ya gönderdiler. Kadınlarımız kağnılarla mermi ve silah taşıdılar. Türk ordusu son darbeyi vurmak için ilk kez taarruza geçecekti ve bu yüzden sayıca Yunan ordusundan üstün olmak zorundaydı. Anadolu'da bu dönemde 200.000 Yunan askeri vardı. Türk ordusu da bir yıllık hazırlık sonucunda ordudaki asker sayısını 186.000'e yükseltebilmişti. Sayıca Yunan kuvvetlerinden yine de azdık. Sadece süvari birliklerimiz açısından Yunan’dan üstündük.

 

       Mustafa Kemal bütün sorumluluğu üstlenip daha önce yapıldığı gibi meclisin yetkilerini üzerine almıştı. Bu yetki belirli bir süreliğine Mustafa Kemal’e verilmişti. Mustafa Kemal’in kafasındaki düşünce; büyük bir taarruzla işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmak ve onları yurttan atmaktı… Eğer bu başarılırsa düşman bütünüyle Anadolu'dan temizlenmiş, Türk halkı derin bir nefes almış olacaktı. Bunun için günler, geceler boyu planlar yapıldı, cephane, silah ve asker tamamdı.  Harekatın tarihi belliydi; ama bu karar gizleniyordu. Sadece bunu Mustafa Kemal’in yakın çevresindeki birkaç komutan biliyordu. Beklenen gün gelip çattı. Büyük Taarruz Ağustos'un 26'sını 27'sine bağlayan gece Afyon'da başlamışAslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat idare ettiği Türk ordusu  destanlar yaratarak  büyük bir zafer kazanmıştı. Böylelikle Dumlupınar Meydan Savaşı ile düşman kesin bir bozguna uğratılmıştı. Büyük taaruz  26 Ağustos 1922’de başlayıp 18 Eylül 1922’de sona ermiştir.

   

          Bu savaş, Atatürk'ün Başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Savaşı  adıyla da bilinmektedir. Büyük Taarruz'un başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan birlikleri İzmir'e kadar kovalanmış ve İzmir’de denize dökülmüştür. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtarılmıştır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. Yurdun bütün bölgelerinde kurtuluş şenlikleri yapılır. Ankara’da kurulmuş olan genç Türk devletinin önündeki en büyük engel aşılmış, tutsaklık zinciri kırılmış, gerçek anlamda kurtuluşun kapısı aralanmıştır. Türk halkı derin bir nefes almış, bunca zamandır çektikleri sıkıntıları, acıları unutmuş kurtuluşun sevincini yaşamaktadır.

 

          İlk kez 1924 yılında Afyon'da “Başkumandan Zaferi” adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye'de 1926'dan beri Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. Türkiye  Cumhuriyetinde her yıl 30 Ağustos yok olmaktan var olmaya, ulus olmaya yürüdüğümüz önemli bir gündür. 30 Ağustos’u Zafer bayramı olarak kutlamamızın temel nedeni de budur. Bize bu günleri yaşatan, özgürlüğümüze ve bağımsızlığımıza ulaşmamızı sağlayan başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi minnetle ve saygıyla anıyorum.

         Uluslar tarihini iyi bilir ve bundan gerekli dersi çıkarırsa geleceğe güvenle bakarlar. Tarihini bilmeyen hele hele öğrenmek istemeyen ya da bildikleri halde gerçekleri saptıranlar bu ulusun bireyleri olamazlar. Büyük Atatürk’ü yok saymak, Türk ulusunu tarih sayfasından çıkarmak demektir. İstesek de istemesek de Atatürk bir tarihtir, tarih yazmış bir liderdir, Türk ulusunun kurtarıcısıdır.Onu yok saymaya kimsenin gücü yetmez. Onu unutturmak, adını meydanlardan silmek isteyenler çıkabilir. Ama onu halkının gönlünden çıkarmaya kimsenin gücü yetmez.

           O Türk ulusunun gönlünde öylesine bir taht kurmuştur ki onun yerini kimse dolduramaz. Türkiye Cumhuriyeti yaşadığı sürece kim ne yaparsa yapsın O Türk halkının gönlünde yaşamaya devam edecektir.

             “30 Ağustos Zafer Bayramı”mız kutlu olsun!



Diğer Yazıları