BAYRAM GÜLÜMSEMESİ

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

Bu bayram yazısında sizleri biraz olsun karamsarlıktan uzaklaştırarak gülümsetmeyi amaçladım. İçimizde yeterince hüzün, sıkıntı birikti. Bunları biraz olsun unutma zamanı değil mi? Yıllardır, yeterince acı, üzüntü ve yokluk yaşıyoruz. Aynı konuları evirip çevirip önünüze koymanın bir anlamı var mı? Dilerseniz bilge ve genç adam öyküsüyle başlayalım yazımıza:

Bir genç hayatın anlamını ve mutluluğun ne olduğunu merak eder ve öğrenmek ister. Bir bilgenin adını verirler. Uzun bir yolculuktan sonra genç, bilgeyi bulur. Konuşurlar. Genç adam:

-Efendim ben hayatın anlamını ve mutluluğun ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Seninle görüşmemi önerdiler. Bunca yolu bunun için geldim. Bilge:

-Al bakalım şu su dolu bardağı, evin çevresini çiçeklerin arasından geçerek hem de suyu dökmeden dolaş da gel. Sonra konuşalım.

Genç Bardaktaki suyu dökmemek için azami gayret gösterir. Çevresindeki güzellikleri, çiçekleri göremez. Evin çevresini dolaşır. Bilge:

-Neler gördün delikanlı?

-Efendim suyu dökmemek için çevremdeki güzelliklerin farkına varamadım. Neler olduğunu da tm olarak göremedim.

-Evlat, hayatın anlamını zorluklar içinde, güzelliklerini de engeller içinde görüp yaşayacaksın. Hayatın anlamını ve mutluğu bardaktaki suyu dökmeden yaşamaktır.

Günümüze uygun düştüğü için üç zarf öyküsünü de atlamayalım. Eski dönemlerde bir sadrazam, yeni sadrazama görevini devrederken kapalı üç zarf bırakmış. Başın sıkışırsa birinci zarfı, biraz daha sıkışırsa ikinciyi, çok fazla sıkışırsa üçüncü zarfı açarsın, demiş. Yeni göreve gelen sadrazam işlerle epey bir zaman uğraşmış, didinmiş; ama işleri yine de düzene koyamamış. Her şey daha kötüye gidince eski sadrazamın bıraktığı zarflar gelmiş aklına. Dayanamamış birinci zarfı açmış. “Senden öncekileri kötüle” diye yazıyormuş. O da başlamış önceki yöneticileri kötülemeye. Demediğini bırakmamış; ama boşuna, işler bir türlü yoluna girmiyor. Bu kez ikinci zarfı açmış: “Etrafını kötüle”,diyormuş. Sadrazam da öyle yapmış. Fakat sorunlara çare olmamış. Üçüncü zarfı da açmalıyım, başka çarem de yok diye düşünmüş. Ve açmış üçüncü zarfı: “Sen de üç zarf hazırla”…

İnsan olarak yaşarken hiç düşündük mü? Topluma, insanlığa yarayacak ne iş yaptık? Yetmiş seksen yıl yaşadık, bunca zamanı boşa mı geçirdik. Bu düşüncemize uyan bir öyküyü dillendirelim:

Marifetini göstermek isteyen adamları Harun Reşit’in huzuruna çıkarırlar. Harun Reşit uygun gördüklerine bir kese altın vererek ödüllendirir. Elli yaşlarında bir adam huzura çıkarılır. Hünkâr sorar,

-Marifetin nedir, göster bakalım. Adam:

-Ben beş metreden iğneyi ipliğe geçiririm.

-Göster o zaman marifetini.

Gerçekten adam dediğini yapar. Hünkâr adamlarına emir verir:

-Bu adamı falakaya yatırın ve elli sopa vurun. Adamlar şaşırır; ama çaresiz hünkârın dediğini yaparlar. Hünkâr:

-Şimdi verin elli altını çekip gitsin. Adamlarından bir dayanamaz:

-Hünkârım, ben yaptığınızdan bir şey anlamadım. Önce elli sopa, sonra elli altın… Padişah:

-Elli sopa kimsenin yapamadığı bu marifeti öğrenebilmek için boşa geçirdiği zaman için. Yaptığı işin insanlığa yararı nedir? Hiç! İnsanlığa yararlı bir marifeti göstermeli insan. Elli altın kimsenin yapamadığını yaptığı için.

İnsan olarak yaşamımızın önemli bir bölümünü boş şeyleri konuşarak geçiririz. Hani incir çekirdeğini doldurmaz deriz ya… Fakat bundan müthiş bir keyif de alırız. Bu nedenle bu tür konuşmalardan bir türlü vazgeçmeyiz. İşte böylesi bir durumu Domestes’in anlattığı bir olayla açıklayalım. Atina meclisinde hararetli tartışmalar yapılırken söz ister ünlü konuşmacı Domestes. Herkes kendi kendine konuşmaktadır. Kimse kimseyi dinlememektedir. Sonunda dayanamaz:

-Size bir öykü anlatacağım. Yıllar önce Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralar delikanlının biri. Yola çıkarlar. Eşeğin sahibinin de Megara’da işi vardır. Eşeği kiralayan adam eşeğin üzerinde yolculuğu sürdürürler. Hava çok sıcaktır. Öğle yemeği için mola verirler; ama ortada gölgelik tek bir ağaç bile yoktur. Eşeğin sahibi yemeğini alır ve eşeğin gölgesine oturur. Eşeği kiralayan adam:

-Oradan kalk ben oturacağım. Eşeğin sahibi:

-Hayır, eşek benim, gölgesi de benim. Sen eşeği kiraladın, gölgesini değil.

Sert tartışmalar çıkar ve kavga ederler.

Domestes tam bu sırada konuşmasını keser ve kürsüden iner ve yürümeye başlar. Arkasından seslenmeye başlarlar:

-Sonu ne oldu, sonunu anlat? Domestes kürsüye döner:

-Sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalıştım, dinlemediniz. Şimdi kalkmış eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Size ne fikrimi ne de eşeğin gölgesinin ne olduğunu söyleyeceğim. Kürsüden iner ve yürür, gider.

Bayramınızı en güzel duygularla kutlar, yaşamınızdan sevinç ve mutlulukların hiç eksik olmamasını diliyorum.

HİÇ

Dört gözle beklerdik Sevinci çoğaltan bayramları Gözümüz büyüklerin Ceplerine gidecek Elleri öperken Verecekleri harçlığı Yüz kez saysam içimden Yiyeceğim sucuklu ekmeği Doyuncaya dek yesem Çocuksu bir gülüşle Binsem dönme dolaba Başım dönünceye dek Hiç inmesem Kiralık bisikletten



Diğer Yazıları