ANNEMDEN ARMAĞAN RUHUMDAKİ FESLEĞEN KOKUSU
Erhan İzgi
ANNEMDEN ARMAĞAN RUHUMDAKİ FESLEĞEN KOKUSU
Yıllar geçse de bu kokuyu unutamam. Çocukluğumda sinmiş yüreğime. Nerde bir fesleğen görsem, hemen elimi uzatır; yeşil, minik yapraklarını usulca okşar, elimi burnuma götürürüm. Kokusunu içime çektikçe geçmişte bir yolculuğa çıkarım sessizce. İlkokul yıllarım, bahçeli evimiz ve annem çıkagelir karşıma. Bir film gibi izlerim çocukluk günlerimi. O yıllar pek değerini anlayamamışız.
Fesleğen beni niçin böylesine etkiler, bana niçin geçmişi çağrıştırır? Bütün bunların nedeni sevgili annemdir. Bu güzellikleri borçlu olduğum kişi… Karacabey’deki evimizin büyük bir bahçesi ve içinde çiçekler olmasına karşın o ilkyaz geldiğinde küçük saksılara ya da konserve kutularına fesleğenler dikerdi. Uygun gördüğü yerlere yerleştirirdi onları.
Her gün çocuk gibi sever, her birine tek tek elini götürerek okşar, onlarla adeta konuşur, onları sulardı. Annemin mutluluğuydu bu. Bunca işin arasında çiçeklerine de zaman ayırmasını bir türlü anlayamazdım. Uzaktan onu seyreder, onun mutluluğuna tanık olurdum. Bazen şaşırırdım. İnsan çiçeklerle böylesine nasıl bir ilişki kurabiliyor diye, sessizce düşünürdüm.
Çoğu zaman lokantalarda, kafelerde ya da çay bahçelerindeki masalarda küçük, sevimli saksılarda fesleğenleri görünce dayanamazdım. Uzaktan okşar, severdim onları. Sevgim annemin sevgisi gibiydi. Elimi her değdirdiğim fesleğen uzaktan da olsa daha bir canlanır, dirilir, etrafa ferahlık veren bir koku yayardı. Anlardım, bu sevgimin karşılığıydı. Belki de yıllar önce yaşadıklarımdı bu davranışa götüren beni.
Çocukluk günlerimi anımsıyorum. Evimize her gelen, küçük konserve kutularında minnacık, yemyeşil yapraklarıyla adeta insanlara gülümseyen fesleğenlere değdirirdi ellerini, o zaman çevreye nefis bir koku yayılırdı. Babam da severdi bu çiçeği. Bahçedeki güller, sardunyalar o kadar ilgi çekmezdi. Sümbüller ve beyaz zambaklar da açtığında etrafa mis gibi bir koku yayar; ama ömürleri fesleğenler kadar uzun olmazdı. Çiftçilik yaptığımız için çiçeklere pek zaman ayıramazdık. Bu işi sadece annem yapardı. Bahçemiz çok büyüktü, meyve ağaçları ve çiçekler alabildiğine düzensiz dikilmişti. Evimizin önünde kocaman bir dut ağacı… Yazın meyvesini yer, gölgesinde de otururduk.
Dut ağacının altında babamın tahtadan yaptığı bir masa dururdu sürekli. Yorgunluk çayını babam çoğu zaman burada içerdi. Evin sundurma bölümü de kullanılırdı. Yerde minderler, duvara dayanmış yastıklar olurdu. Ön tarafında parmaklıklar bulunur, küçük de bir kapısı vardı. Hayvanlar girmesin diye yapılmıştı parmaklıklar... İşten yorgun gelen babam çoğu zaman hiç soyunmadan çayını burada içer, soluklanır, fesleğenleri okşar, dinlenir sonra iş giysilerini çıkarır, yıkanırdı.
Akşam yemeklerini çoğu zaman dışarıda, dut ağacının altında yerdik. Tahta masada annemin yetiştirdiği fesleğenler bir kenarda dururdu. Yaşamımızın sanki bir parçasıydı bu güzel kokulu çiçekler. Yemek masası hazırlanırken anneme ağabeyim ve ben de yardım eder, işini kolaylaştırmaya çalışırdık.
Dut ağacının bir dalına ucunda ampul olan elektrik kablosu getirip bağlamıştık. Masa ampulden biraz uzakta duruyordu. Bütün sivrisinekler ve diğer böcekler ışığa geliyordu geceleri. Rüzgâr yoksa sivrisinekler bizi pek rahat bırakmıyordu. O günlerin en büyük eğlencesi babanın aldığı elektrikli bir radyoydu. Sesini açıp büyük bir keyifle dinliyorduk haberleri, şarkı ve türküleri… Gecenin ilerleyen saatlerine kadar burada serinliği yaşar, doğanın huzur dolu havasını içimize çeker, rahatlardık.
Yıllar sonra bu ilçeden ayrılıp kente göç ettik. İki katlı bir evimiz oldu. Annem o alışkanlığını burada da sürdürüyordu. İlkbahara girmeden yine fesleğenler dikiyordu konserve kutularına ve fesleğenlerini merdivenlerin basamaklarına yerleştiriyordu. Hiç bıkmadan usanmadan bunu yıllarca yaptı. Sonraları konserve kutuları yerini küçük saksılara bıraktı.
Evlendiğim zaman bir süre birlikte yaşadık annemle. O yıllarda da aynı alışkanlığını sürdürdü. Fesleğenin dışında başka çiçekler de yetiştirmeye başladı. Sardunyalar hoşuna giderdi renk renk… Çiçekler onun vazgeçilmeziydi. Onlarla oyalanıp mutlu oluyor, yalnızlığını onlarla gideriyordu. Yaşamına bir renk bir güzellik katıyordu çiçekler.
Çok yaşlandığında sadece kendi odasında iki küçük saksıda fesleğen yetiştirmekten asla vazgeçmedi. O çiçekler, onun can sıkıntısını paylaştığı dostlarıydı. Babamın ölümünden sonra yalnız kalmıştı. Biz de görev gereği başka yerlere gitmiştik. Hep sıkıntısını, acısını, yalnızlığını, mutsuzluğunu çiçeklerle konuşarak giderirdi. Çiçekler onun sanki yoldaşıydı.
Eşim, benim fesleğene karşı düşkünlüğümü bildiği için her yıl mutlaka küçük saksılara birkaç fesleğen diker, yaz sonuna kadar onların canlı olmasına özen gösterirdi. Balkonda masada ya da demirlere asılı saksılarda mutlaka fesleğenlerimiz olurdu. Bazen birini ya da ikisini istemeyerek de olsa kuruttuğumuz olurdu; ama yerine hemen yenisini alır, dikerdik. Bu güzel alışkanlığı annemden edinmiştik.
Yıllar sonra bahçeli bir evimiz oldu. Bahçemizin bir bölümüne meyve ağaçları diktik, bir bölümüne de çiçekler… Çiçeklerden eşim sorumlu, meyvelerden ben… Fesleğenler balkondaki masamızda yerini korumaya devam ediyor. Eşim çiçekleriyle uğraşırken bütün dertlerini unutup kendini dünyanın en mutlu insanı olarak görüyor. Bazen diplerini kabartıyor, toprağını değiştiriyor, gübreliyor, sulamayı da unutmuyor. Bazen onun da annem gibi çiçeklerle konuştuğunu görüyorum.
Güller, sardunyalar, beyaz zambaklar, mor sümbüller, yıldız çiçeği, leylak, yasemin bahçemizi güzelleştiren çiçekler… Ah bir de melisa var ki… Onun kokusunu nasıl anlatsam sizlere! Önceleri hanımeli de dikmiştim, ama onu koruyamadık, kurudu. Bir de ters aşılanmış görsellik için diktiğim karadut… Görüntüsü her gelenin dikkatini çekiyor… Çünkü incecik dalları yere doğru uzanıyor. Bütün ağaçlar yukarıya uzanırken karadut onların tam tersine toprağa doğru gidiyor.
Bahçemiz yaz kış bize huzur ve mutluluk veren en güzel mekânımız. Shakespeare’in dediği gibi: “Tanrım bana çiçek dolu bir bahçe ile kitap dolu bir ev ver.” Benim de dileğim olsa olsa bu olurdu. Ne mutlu bana ki bu dileğim gerçekleşti. Çok şükür çatı katımız kitaplarla, bahçemiz çiçeklerle dolu… Ama ille de fesleğenler... Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi? Her kokladıkça sevgili anamın yüreğimdeki kokusunu hissediyorum.













28 Ekim 2023, 13:21
17 Ağustos 2023, 11:19
20 Mart 2023, 11:13
07 Temmuz 2022, 13:33
31 Aralık 2021, 13:21
30 Ağustos 2021, 09:36
19 Temmuz 2021, 11:27
17 Temmuz 2021, 15:00
12 Mayıs 2021, 13:56
08 Mart 2021, 13:30
10 Kasım 2020, 16:19
10 Kasım 2020, 10:42
28 Ekim 2020, 15:10
03 Ekim 2020, 11:24
24 Eylül 2020, 16:29
17 Eylül 2020, 12:07
21 Mayıs 2020, 17:53
16 Mayıs 2020, 11:02
06 Mayıs 2020, 13:55
30 Ocak 2020, 19:27
30 Ocak 2020, 15:14
28 Ocak 2020, 17:25
27 Ocak 2020, 16:33
26 Ocak 2020, 15:48
08 Eylül 2019, 15:25
29 Ağustos 2019, 10:12
15 Ağustos 2019, 14:39
01 Ağustos 2019, 13:40
24 Temmuz 2019, 16:04
23 Temmuz 2019, 17:27
22 Temmuz 2019, 18:35
21 Temmuz 2019, 15:50
18 Temmuz 2019, 14:37
17 Temmuz 2019, 17:50
16 Temmuz 2019, 14:29
15 Temmuz 2019, 13:30
14 Temmuz 2019, 17:06
11 Temmuz 2019, 15:51
10 Temmuz 2019, 16:07
13 Haziran 2019, 14:07
11 Haziran 2019, 13:31
31 Mayıs 2019, 16:40
27 Mayıs 2019, 14:39
22 Mayıs 2019, 14:41
16 Mayıs 2019, 18:43
12 Mayıs 2019, 19:05
09 Mayıs 2019, 14:42
07 Mayıs 2019, 13:42
03 Mayıs 2019, 13:45
29 Nisan 2019, 16:11
16 Nisan 2019, 19:04
14 Nisan 2019, 15:42
10 Nisan 2019, 13:10
04 Nisan 2019, 18:25
06 Şubat 2019, 12:48
23 Ocak 2019, 17:59
14 Ocak 2019, 14:30
08 Ocak 2019, 18:37
23 Aralık 2018, 16:12
20 Aralık 2018, 19:45
12 Aralık 2018, 11:44
11 Aralık 2018, 16:10
12 Aralık 2018, 11:44
11 Aralık 2018, 16:10
11 Aralık 2018, 16:10
11 Aralık 2018, 16:10
11 Aralık 2018, 16:10
11 Aralık 2018, 16:10