MADEN İŞÇİLERİNİN HAKLI DİRENİŞİNİ ALKIŞLIYORUM

Kadri Güler Profil Resmi
Kadri Güler

MADEN İŞÇİLERİNİN HAKLI DİRENİŞİNİ ALKIŞLIYORUM

 

Eskişehir de Bağımsız Maden İş Sendikası’nda örgütlü olan işçilerin Doruk Madencilik İşyerinde başlayan hak eylemi, günlerdir devam ediyor.

Yerin altında ekmeklerini en zor koşullarda kazanan maden işçileri, maaşlarını aylardır alamayınca Arkara’ya yürüyüş kararı aldılar.

21 Nisan günü Eskişehir’den 180 kilometre yol yürüyerek Ankara’ya geldiler. Seslerini devletin en üst düzey kurumlarında; Çalışma ve Güvenlik Bakanı’na, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’na iletmekti.

Hatta daha tepeye yani, Saray’a da ulaştırmak istiyorlardı kendilerine yapılan haksızlıkları.

Anayasa’nın kendilerine tanıdığı hakkı kullanarak, bin bir zorlukla onca yolu yürümüşlerdi. Ancak, Ankara’da kendilerini bir sürpriz bekliyordu.

Devletin güvenli ve huzurlu elinin yanlarında olacağını beklerlerken, geldikleri Kurtuluş Park’ta polis ablukasına alındılar. Karşılarında kalkanlı, ellerinde göz yaşartıcı spireyleri olan yüzlerce polis çevrelerini sardı, etten bir duvar ördüler emekçilerin karşısında.

Oysa onlar yalnız alamadıkları maaşlarını, iş koşullarının düzeltilmesini, sendikalı oldukları için işten çıkarılan arkadaşlarının işlerine geri dönmesin, ücretsiz zorunlu izine çıkarılmaların önlenmesini, maaşlarının düzenli verilmesini, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasını, madenlerinin yeniden kamulaştırılmasını istiyorlardı. İstediklerinin tümü, demokratik ve yasal haklarıydı.

Ankara’ya gelir gelmez, basın açıklaması yapan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve ardından 110 maden işçisi de gözaltına alındı.

Çakır, basın açıklamasında; Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde, devletin çıkarılan özelleştirme yasasına dayandırılarak, 2016 yılında özelleştirme kapsamında TMSF ‘ye geçen maden ocağında 1200 işçi çalıştığını, 2022 yılında gerçekleşen özelleştirme ile ocağın Yıldızlar SSS Holdinge devredildiğini söyledi.

Devletten teşvikler alan firmanın, çeşitli bahanelerle 1200 çalışanın işten çıkarmalarla ocaklarda 300 – 400 işçi kaldığını, emeklerini kazanmak için güneş yüzü görmeyen, yer altında çalışarak evlerine ekmek götürmek isteyen işçilerin maaşlarını aylarca alamadıklarını söyledi.

Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır, maden işçilerinin haklarını alasıya kadar bu eylemin devam edeceğini açıkladı.

Sonucu tutuklamalar oldu.

GANDİ GİBİ DİRENİYORLAR

Gece soğuğunda parkta konaklayan emekçilere battaniye getirilmesini bile yasakladılar, biber gazı sıkıldı yüzlerine, darp edildiler, yine yılmadılar. Pasif direnişlerini üzerlerindeki giysilerini çıkararak,sürdürdüler.

Sırtlarına; “Şimdi daha açız!!! ve çıplağız”, “Çok bağırdık artık susuyoruz.”, ”Saatini sat borcunu öde.” diye yazarak, GANDİ gibi, sessiz direniş yaptılar.

Dünya basını bu görüntüleri halkına izletti. Yalnız yandaş basın bunları görmedi.

Maden işçilerinin emeklerini, haklarını almak için, yıkmadan, kırmadan ve dökmeden yaptıkları eylemlerine Türkiye’nin dört bir köşesinde destek yağıyor..

Sinema sanatçıları, tiyatro sanatçıları, edebiyat dünyamızın seçkin yazarları, Ortadoğu Üniversite’sinin yiğit gençleri, sendikalar, sivil toplum kuruluş örgütleri, siyasi parti liderleri ve sözcüleri maden işçilerinin yanındalar, haklarının verilmesini istiyorlar.

ZONGUNDAK MADENCİLERİNİ UNUTMADIK

Değerli okurlarım, bir avuç maden işçisinin bu onurlu eylemi, işçi sınıfının emek mücadelesinin unutulmayan direnişlerinden biridir.

Türkiye, 4 Ocak 1991 yılında, Turgut Özal’ın Neo Liberal ekonomiyi dayatması döneminde başlattığı özelleştirmeler sonucu, daha önce 12 Mart 1980 askeri darbesiyle işçilerin ve sendikaların ellerinden alınan hakları sonucu emek, sermaye karşısında adeta köleleştirildi.

Zonguldak Madenlerinde çalışan Türk İş’e Bağlı Maden İş Sendikası’nın yapılan toplu sözleşme görüşmelerinde uzlaşma sağlanamaması üzerine başlattığı grevden sonra, Ankara’ya yürüme kararı alması ile başlayan “BÜYÜK MADEN YÜRÜYÜŞÜ” unutulmadı.

Maden işçilerinin başlarında Sendika Genel Başkanı Şemsi Denizer olmak üzere, 48 bin maden işçisi ve aileleriyle, 100 bin kişinin başlattığı büyük yürüyüşü bir başlangıçtı.

1872 yılının Ocak ayı sonunda İstanbul'da Kasımpaşa (Taşkızak)

ve Hasköy Tersanesi işçileri, maaşlarının ödenmemesi, çalışma koşullarının ağırlığı ve aylarca süren gecikmeler nedeniyle iş bırakarak, Osmanlı tarihindeki en eski ve önemli işçi eylemlerinden birine imza attıkları gibi...

Alamadıkları gecikmiş maaşlarını ve diğer hakları için Eskişehir’den yollara dökülen maden işçilerinin eylemi, 1872 Kasımpaşa Tersane işçilerinin, 1991 yılının BÜYÜK MADEN YÜRÜYÜŞÜ ruhunun yeniden şahlanışıdır.

Bu haklı direnişleri karşısında devletin şefkat elleri işçilere uzatılmamış, devletin güvenlik güçleri ordu gibi karşılarına çıkarılmıştır. İşçiler itilmiş, kakılmış, göz yaşartıcı sipreylerle hastanelik edilmişlerdir.

Oysa devletin desteklediği işverenlerin haksızlığı ortadayken, iki bakanlık, arabulucu olacağına, önce sessiz kalarak, işçilerin mağduriyetine neden olmuşlardır.

Bu direniş karşısında alacaklarının belli bir bölümü işçilerin hesaplarına yatırılmış olsa da. tamamını alamadıkları için direniş devam ediyor.

Açlık grevi de başlatan maden işçilerinin yanında olmak, her vicdan sahibi vatandaşımızın görevi olmalı.

“Çalışana ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz” diyen bir dinin insanlarıyız.

Her konuda dindarlığını öne çıkaran asrın liderimizin, Kur’an dan ayetler okuyarak yönettiği bir ülkede, maden işçilerine bu eziyet yapılmamalıydı.



Diğer Yazıları