Borusan reklam

ANTİK KAYNAKLARDA MS 32 CİVARINDAKİ İZNİK DEPREMİ, TARİHSEL ÇERÇEVESİ VE GEMLIK

GEMLİK ARAŞTIRMALARI               : 2

ANTİK KAYNAKLARDA MS 32 CİVARINDAKİ İZNİK DEPREMİ, TARİHSEL ÇERÇEVESİ VE GEMLIK

 

Nuri TANER

                                      ([email protected])

Özet:

Bitinya’nın erken Roma dönemi deprem tarihinin önemli kayıtlarından biri, Nikaia’da çok sayıda yapının yıkıldığını bildiren kronik anlatısıdır. Genellikle MS 32 yılıyla ilişkilendirilen bu olayın tarihlendirilmesi ve bölgesel etkileri, kaynakların aktarım biçimi nedeniyle dikkatle ele alınmalıdır. Bu çalışma, Phlegon, Eusebios ve Hieronymus arasındaki metinsel ilişkiyi açıklamakta; İznik’e ait hasar bilgisini, Gemlik ve diğer komşu kentler için ileri sürülen olasılıklardan ayırmaktadır. İznik Gölü’ndeki paleosismolojik araştırmalar da değerlendirmeye katılmaktadır. Elde bulunan veriler, Nikaia’da yıkıcı bir deprem yaşandığını desteklerken bütün Bitinya kentlerinin aynı ölçüde zarar gördüğünü söylemeye yeterli değildir.

GIRIŞ

Marmara Denizi’nin doğusu ile Anadolu’nun kuzeybatısında uzanan Bitinya, antik çağın kentleşmiş bölgelerinden biriydi. Nikaia, Nikomedia, Kios ve Apameia gibi yerleşimler, kara ve deniz ulaşımının birbirini tamamladığı bir coğrafyada gelişti. Bu kentlerin tarihini yalnızca siyasi olaylar ve ticari ilişkiler üzerinden okumak, çevresel koşulların belirleyici rolünü eksik bırakır.

Depremler, bu çevresel koşulların başında gelir. Bununla birlikte, antik bir depremin tarihini yazmak, modern bir afet raporunu değerlendirmekten farklıdır. Antik metinler çoğu zaman olayın süresini, etki alanını veya hasarın dağılımını açıklamaz. Bazı kayıtlar ise yüzyıllar sonra hazırlanmış derlemeler içinde korunur. Bu nedenle tarihçinin görevi, kısa bir kaydı ayrıntılarla doldurmak kadar, kaydın söylemediği şeyleri de belirlemektir.

Bu yazıda “MS 32 civarındaki İznik depremi” ifadesi, literatürde farklı tarih karşılıklarıyla ele alınabilen erken birinci yüzyıl olayını adlandırmak için kullanılmaktadır. Buradaki “İznik depremi” sözü, hasarı belgelenen kenti belirtir; tek başına depremin kesin merkez üssünün bugünkü İznik sınırları içinde saptandığı anlamına gelmez.

1.ANTIK KAYIT VE BILGININ AKTARILMASI

Depremin temel yazılı dayanağı, Phlegon’a atfedilen ve Eusebios–Hieronymus kronik geleneğinde korunan kayıttır. Hieronymus’un Chronicon’unda, Phlegon’un eserinin on üçüncü kitabına gönderme yapılarak Bitinya’da bir deprem olduğu ve Nikaia’da çok sayıda yapının yıkıldığı aktarılır. Aynı pasajda gökyüzünün kararması ve bir güneş tutulması anlatısı da bulunur. Olay, 202. Olimpiyat’ın dördüncü yılıyla ilişkilendirilir. [1]

Bu kısa anlatı, bir yapı envanteri ya da ayrıntılı afet betimlemesi değildir. Bununla birlikte, yalnızca “hissedilen bir sarsıntı” da anlatmaz: yapıların yıkıldığına ilişkin açık bir hasar bilgisi içerir. Kaynak değerlendirmesinde bu iki özelliğin birlikte korunması gerekir.

Phlegon, Eusebios ve Hieronymus’un adlarının aynı olayla birlikte geçmesi, üç bağımsız görgü tanıklığı bulunduğu anlamına gelmez. Burada öncelikle bir aktarım ilişkisi söz konusudur. Sonraki bir yazarın önceki yazarı alıntılaması, kaydın korunmasını sağlar; fakat bağımsız tanık sayısını kendiliğinden artırmaz.

2 . TRALLESLI PHLEGON

Trallesli Phlegon, MS ikinci yüzyılda yaşamış Yunanca yazan bir yazardır. Tralles, günümüzde Aydın çevresindeki antik kenttir. Phlegon, antik biyografik gelenekte İmparator Hadrianus’un azatlısı olarak anılır. Dolayısıyla kendisi, birinci yüzyılın ilk yarısındaki depremin çağdaş görgü tanığı olarak kabul edilemez. [2]

Deprem araştırması bakımından başlıca eseri Olympiades’tir. On altı kitaplık bu tarih çalışması, olayları Olimpiyat dönemlerine göre düzenlemiştir. Eser bütün olarak korunmamış; parçaları ve sonraki yazarlardaki alıntıları aracılığıyla tanınmıştır. Phlegon’un Harikalar Üzerine diye çevrilebilecek eseri de vardır; ancak Nikaia depremine ilişkin kaydın dayanağı olarak belirtilmesi gereken eser Olympiades’tir. [1–2]

Bir metnin kayıp olması, ondan yapılan bütün alıntıları değersiz kılmaz. Buna karşılık alıntının hangi eserde, hangi amaçla ve hangi tarihlendirmeyle korunduğu açıklanmalıdır. Phlegon’un önemi, depremin tanığı olmasından değil, erken bir yazılı geleneğin temsilcisi olmasından kaynaklanır.

3  KAISAREIALI  EUSEBIOS

Yaklaşık MS 260’lı yıllarda doğan ve 339’da ölen Eusebios, Filistin’deki Kaisareia’nın piskoposu ve erken Hristiyan tarih yazımının başlıca isimlerindendir. Kilise Tarihi adlı eseri Hristiyan topluluklarının geçmişini ele alırken Chronicon, farklı halkların ve devletlerin tarihlerini ortak bir kronolojik düzen içinde karşılaştırır.

Eusebios’un çalışması, bugün kayıp olan birçok antik eserden yararlanması nedeniyle önemlidir. Bununla birlikte Chronicon’un aktarım tarihi karmaşıktır. Özgün Yunanca metnin bütünü aynı biçimde korunmamıştır; çeviriler ve daha sonraki alıntılar eserin yeniden değerlendirilmesinde temel rol oynar. Deprem kaydını kullanırken bu metinsel aracılık göz önünde tutulmalıdır.

Eusebios’un tarih anlayışında dini olaylarla dünya tarihi arasında kurulan ilişkiler de önem taşır. Bu durum, kullandığı antik verileri kendiliğinden geçersiz kılmaz; ancak verinin sonraki yorumundan ayrılmasını gerektirir.

4  HIERONYMUS VE LATINCE KRONIK GELENEĞI

Batı dillerinde Jerome adıyla bilinen Hieronymus, yaklaşık MS 347–420 yılları arasında yaşamış bir Hristiyan yazar ve çevirmenidir. Latince Kutsal Kitap geleneğindeki çalışmalarıyla tanınır. Tarih araştırmaları bakımından önemi ise Eusebios’un kronolojik tablolarını Latinceye aktarması, bunlara eklemeler yapması ve anlatıyı kendi dönemine doğru sürdürmesidir.

Bu nedenle Hieronymus’un Chronicon’u yalnızca mekanik bir çeviri olarak görülmemelidir. Çeviri, seçme ve devam ettirme işlemleriyle oluşmuş bir tarih metnidir. Phlegon’a atfedilen deprem kaydının okunabildiği önemli aktarım kanallarından biri budur. [1]

Bilginin aktarımı, sadeleştirilmiş biçimiyle Phlegon’dan Eusebios’un kronik geleneğine, oradan Hieronymus’un Latince metnine uzanan bir çizgi olarak gösterilebilir. Ancak eldeki her ayrıntının mutlaka Phlegon’un özgün ifadesi olduğunu varsaymak yerine, alıntının korunduğu metni açıkça belirtmek daha güvenilir bir yöntemdir.

5  DEPREMIN TARIHI NEDEN TARTIŞMALIDIR

Antik dünyada kullanılan Olimpiyat yılları, imparatorların saltanat yılları ve başka takvimler, modern miladi takvimle her zaman tek bir yıl düzeyinde örtüşmez. Olimpiyatların dört yıllık dönemler oluşturması ve yıl başlangıçlarının farklı olması, tarih dönüşümünde açıklama gerektirir.

202. Olimpiyat’ın dördüncü yılı genel hesapla MS 32–33 aralığına karşılık gelir. Bunun yanında, günümüz jeoloji literatüründe ilgili erken olayın MS 29–32 aralığıyla gösterildiği de görülür. Bu farklı gösterimler, deprem için gün ve ay kesinliği vermeyi sakıncalı kılar. “MS 32 civarı” ifadesi, kullanılan geleneği belirtmek ve tarihlendirme sorununu görünür tutmak koşuluyla kullanılabilir. [1, 3]

Tutulma anlatısının bulunması da dikkatle ele alınmalıdır. Kronik, olayları İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilişkilendiren bir bağlam içinde sunar. Bu edebi ve dini ilişkilendirme, Bitinya’daki deprem ile başka bir coğrafyadaki olayların aynı anda gerçekleştiğinin bağımsız jeofizik kanıtı sayılamaz. Aynı şekilde, tutulmanın depremi oluşturduğu yönünde bir sonuç çıkarılamaz.

6  NIKAIA IÇIN NE SÖYLENEBILIR

Antik kaydın doğrudan desteklediği başlıca sonuç, Nikaia’da birden çok yapının yıkılmış olmasıdır. Buna karşılık hangi mahallelerin, kaç yapının ve hangi yapı türlerinin zarar gördüğü açıklanmaz. Bu nedenle surlarda, agorada, gymnasionda veya tapınaklarda belirli hasarlar oluştuğunu ayrı ayrı sıralamak, eldeki kaydın sınırını aşar.

“Yıkım” sözcüğünü tümüyle reddetmek de doğru olmaz. Binaların çökmesi, yıkıcı etkiden söz etmeyi mümkün kılar. Ancak buradan kentin bütünüyle ortadan kalktığı, nüfusun tamamının dağıldığı veya yerleşimin kalıcı biçimde terk edildiği sonucu çıkarılamaz. Bir kentin sonraki yüzyıllarda yaşamaya devam etmesi, önceki bir afette ağır hasar görmüş olmasını dışlamaz.

Onarımın süresi ve finansmanı da ayrı bir araştırma konusudur. İncelenen kısa kayıtta, bu depremden sonra imparatorluk yardımı yapıldığına, vergilerin bağışlandığına veya kentin hızla yeniden inşa edildiğine ilişkin bilgi yoktur. Roma dünyasında başka afetlerin ardından benzer uygulamaların bulunması, bunların bu olay için de gerçekleştiğini kanıtlamaz.

7  NIKOMEDIA VE MARMARA KIYISINDAKI KENTLER :KIOS VE APAMEIA

Nikomedia, Kios ve Apameia’nın aynı bölgesel tarih içinde değerlendirilmesi anlamlıdır. Fakat coğrafi yakınlık, tek başına ortak bir hasar tablosu oluşturmak için yeterli değildir. İncelenen antik pasajda bu kentlere ait ayrı hasar dökümleri bulunmaz.

Nikomedia için yalnızca “ikincil hasar” oluştuğunu söylemek, hasarın derecesi bilinmediği için güvenilir değildir. Aynı nedenle kentin başka yüzyıllardaki depremlerinden bilinen yıkımları, erken birinci yüzyıl olayına taşımamak gerekir.

Kios, Prusias ad Mare adıyla da bilinen bugünkü Gemlik’in antik yerleşimidir. Gemlik ile İznik arasındaki tektonik ilişkinin araştırılması, yerel deprem tarihi açısından önemlidir. Bununla birlikte Kios limanının hasar gördüğü, kıyıda çökmeler yaşandığı veya depoların yıkıldığı iddiaları, bu olayla ilişkilendirilmiş somut bulgu gösterilmeden tarihsel gerçek olarak yazılamaz.

Apameia Myrlea da bugünkü Mudanya çevresiyle ilişkilendirilen antik kenttir. Buradaki liman, depo ve ticaret yapılarının zarar gördüğünü söylemek için ayrıca yazılı veya arkeolojik kanıt gerekir. Mevcut metin üzerinden çıkarılabilecek sonuç, bu kentlerde hasar olmadığı değil, hasarın bu kaynakla gösterilemediğidir.

Gemlik tarihi bakımından açık kalan soru şudur: İznik çevresindeki bu erken deprem, Gemlik Körfezi’nin kıyı yerleşimlerinde saptanabilir izler bırakmış mıdır? Bu soru, liman arkeolojisi, kıyı jeolojisi ve tarihlendirilebilen kazı buluntularının birlikte incelenmesini gerektirir.

8  ARKEOLOJIK VE JEOLOJIK VERILER

İznik Gölü üzerine yapılan çalışmalar, deprem tarihini yalnızca kroniklerden okumak zorunda olmadığımızı göstermektedir. Gastineau ve çalışma arkadaşları, göl tabanı verileri ile tortul karotları inceleyerek geçmiş sarsıntılarla ilişkilendirilen olay çökellerini değerlendirmiştir. 2021 tarihli çalışmada, MS 29–32 aralığındaki erken olay da tarihsel depremlerle ilişkilendirilen kayıtlar arasında yer alır. [3]

Bu bulgu, jeolojik veriler ile söz konusu deprem arasında hiçbir ilişki kurulamayacağı yönündeki mutlak bir yargıyı düzeltir. Ancak yapılan eşleştirme, her tortul tabakanın bağımsız olarak tam MS 32 yılına tarihlendiği anlamına gelmez. Yaş modelleri ve tarihsel kataloglar birlikte kullanıldığından, eşleştirmenin belirsizliği korunmalıdır.

2024 tarihli çalışma ise aynı depremin gölün farklı kesimlerinde farklı türde tortul izler bırakabildiğini gösterir. Bu sonuç, belirli bir karotta iz bulunmamasının olayın gerçekleşmediğini tek başına kanıtlamayacağını düşündürür. [4]

Arkeolojik kalıntılara da benzer bir dikkatle yaklaşılmalıdır. Bir duvardaki çatlak veya onarımın bu depreme bağlanabilmesi için yapım evrelerinin, stratigrafinin ve tarihlendirme verilerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Araştırılan yapılarda erken döneme ait kesin bir hasar evresinin belirlenememesi, bütün kentte böyle bir evrenin hiç bulunmadığını göstermez.

Bu veriler, bölgenin deprem geçmişini incelemeye katkı sağlar. Bununla birlikte belirli bir limanın nasıl zarar gördüğü veya kentin kaç yılda onarıldığı gibi soruları kendiliğinden yanıtlamaz.

SONUÇ

MS birinci yüzyılın ilk yarısında Bitinya’da meydana gelen ve genellikle MS 32 civarına yerleştirilen deprem, Nikaia’nın afet tarihinin erken yazılı kayıtlarından biridir. Phlegon’a atfedilerek kronik geleneğinde korunan anlatı, kentte yapıların yıkıldığını bildirir. Bu nedenle olayın yalnızca hafif bir sarsıntı olarak sunulması uygun değildir.

Buna karşılık kesin merkez üssü, yapı bazında hasar dağılımı, can kaybı ve onarım süreci hakkında aynı açıklıkta bilgi yoktur. Gemlik, Mudanya ve İzmit’in bu depremde ne ölçüde etkilendiği de incelenen kayıt üzerinden belirlenemez. Bu belirsizlikleri korumak, çalışmayı eksiltmekten çok tarihsel güvenilirliğini artırır.

İznik Gölü’ndeki araştırmalar, yazılı kayıtlarla karşılaştırılabilen yeni bir kanıt alanı açmıştır. Gelecekteki kazılar ve jeolojik çalışmalar, bölgesel etki tablosunu daha ayrıntılı hâle getirebilir. Bugün için en sağlam yaklaşım, Nikaia’daki belgelenmiş yıkıcı etkiyi kabul etmek, komşu kentler içinse kanıt ile olasılığı açıkça ayırmaktır.

KAYNAKLAR VE AÇIKLAMALAR

[1] Hieronymus. Chronicon. Eusebios’un kronolojik tablolarının Latince çevirisi ve devamı; Tiberius dönemi, 202. Olimpiyat çevresindeki kayıtlar ve Phlegon’un on üçüncü kitabından aktarım. Çevrimiçi İngilizce çeviri: The Tertullian Project, Jerome, Chronicle, ikinci bölüm. https://tertullian.org/fathers/jerome_chronicle_03_part2.htm

[2] Hunt, A. S. (ed.). (1927). The Oxyrhynchus Papyri, Part XVII. Phlegon’un Olympiades’i ve yazarı üzerine giriş bilgisi. Londra: Egypt Exploration Society.

[3] Gastineau, R. ve diğerleri. (2021). Active Subaquatic Fault Segments in Lake Iznik Along the Middle Strand of the North Anatolian Fault, NW Turkey. Tectonics, 40, e2020TC006404. https://doi.org/10.1029/2020TC006404

[4] Gastineau, R. ve diğerleri. (2024). Lateral variations in the signature of earthquake-generated deposits in Lake Iznik, NW Turkey. The Depositional Record. https://doi.org/10.1002/dep2.232

AYRICA BAKINIZ:

1-Nuri Taner,Körfezin Hafızası (Gemlik’ten Yalova’ya Mitoloji ve Tahta Kılıçlı Derviş Efsaneleri),2026, Gemlik.

 

2-Nuri Taner,Gemlik Bölgesi Efsane,Mitoloji ve Söylenceleri Üzerine Bir Araştırma,2026,Gemlik.